9 Şubat 2011 Çarşamba

Seyyid Nesimi




Nesimi, Seyyid Nesimi, İmadüddin Nesimi, Seyyid Ömer İmadüddin Nesimi, Nesimi Amidi adlarıyla bilinen Nesimi'nin doğum tarihi ve yeri hakkında herhangi bir kesinlik yoktur. 1546 yılında yazılmış olan Latifi Tezkiresi'nde "Bağdat yöresinde Nesim adlı bir yerden" olduğu yazar lakin Bağdat yöresinde Latifi'nin sözünü ettiği Nesim adlı bir yer bulunamamıştır.


Iraklı, Diyarbakırlı, Tebrizli, Şirazlı, Nusaybinli olduğu da söylenir. Yaklaşık olarak belirli olan ölüm tarihine ve Hurufiliğin kuruluş yıllarına göre halifelik gibi önemli bir konumu olduğuna bakılırsa doğum tarihinin 1339-1344 yılları arasında olması çok muhtemeldir.

Ölüm tarihleri arasında da büyük farklar ortaya çıksa da, Nihat Sami Banarlı'ya göre 1403, Fuat Köprülü'ye göre 1417-1418, Abdülbaki Gölpınarlı'ya göre ise Nesimi 1409'dan önce öldürülmüş olmalıdır. Katledildiği yer üzerine bir anlaşmazlık yoktur. Bu yer Halep'tir.

Nesimi'nin ilk yıllarına ait bir bilgimiz yoktur. Yalnızca Fazlullah Esterabadi'nin halifelerinden biri olmadan önce Şeyh Şibli'nin dervişlerinden biri olduğu bilinir.

Nesimi hakkında kesin olan bir bilgi de onun Hurufi olduğudur. Olgun çağlarında Fazlullah Esterabadi ile hayli zaman birarada olduğu, onun en yakın yoldaşlarından biri olduğu biliniyor. Fazlullah'ın idamından sonra Nesimi'nin ne yaptığı ve nasıl bir sürecin onu derisinin yüzüldüğü Halep'e getirdiği de bilinmemektedir. Fakat öyle anlaşılıyor ki İran'da, Azerbaycan'da, Irak ve Suriye'de bulunmuş. Anadolu'nun bazı yerlerine gitmiştir. Latifi Tezkiresi, Anadolu'da gittiği yerler hakkında bazı bilgiler vermektedir. Bu bilgilerden biri şu satırlardadır:

"Yaşlılardan duyulan şu hikayeye göre Kemal Ümmi, Nesimi ile Sultan Şüca tekkesine varıp..."

Sultan Şüca tekkesi Eskişehir'de olduğuna göre Nesimi'nin Eskişehir'e geldiğini düşünebiliriz. Yine başka bir yerde şu satırlara rastlanır:

"...Mevlana Şeyhi... Seyyid Nesimi ile Bursa'da görüşmüşlerdir."

Yine bazı şiirlerinde Larende(Karaman) ve Maraş'a gittiği de görülmektedir. Yine Sohbetname'sinde Gaybi Sunullah, Nesimi'nin Ankara'ya gelip Hacı Bayram Veli ile görüşmek istediğini fakat bu isteğinin kabul edilmediğini yazmaktadır. Efsanevi ölümüne kadar biri Farsça biri Türkçe olmak üzere iki divan bıraktığı dışında nerede ne yaptığını bulmak da çok zordur.

Nesimi'nin yaşadığı dönem İslam dünyasında koyu Ortodoks egemenliğinin yaşandığı bir dönemdir. Güneyde Mısır Memlukları'nın yönetimi, doğuda Timuroğulları'nın katılığı, bu topraklarda yoğun bir takiyye'yi zorunlu kılarken, sadece Anadolu'da, o da Osmanlı Devleti'nin henüz "Fetret Devri"nden çıkmamış olması nedeniyle göreli bir açıklık ortamı vardır.

Nesimi'nin şiirlerinde kimseyi ayaklanmaya çağıran bir hava yoktur. Ama yine onun şiirlerinde herhangi bir saklanma gayreti de yoktur. Aksine şu dizeler, adeta çok niyetli olarak gizlenme tavrına karşı yazılmış görünmektedir;


"Derya-yı muhit cüşa geldi;
Kevn ile mekan huruşa geldi;
Sirr-i ezel oldı aşkara;
Arif nice eylesun müdara?
......

Külli yer ü gök Hak oldı mutlak;
Söyler def ü çeng ü ney 'Enel-hak'.
Tüm çevre denizi coştu
Tüm evren çağladı
Ezel sırrı ortaya çıktı
Arif artık neden yüze gülsün?
......

Yer ve gök tümüyle Hak oldu
Def,saz ve ney dahi Enelhakk der.

Özellikle ikinci beyitte görülecektir ki Nesimi için,artık ariflerin "yüze gülme" yani gizlenme zamanı değildir. Aksine, def, çeng ve ney Enel-Hakk derken, arifler de ortaya çıkmalıdır.

Nesimi, Mansur gibi 'enel-Hak' demeye, aşırı sözler söylemeye,
Mansur enel-Hak söyledi
Haktır sözü Hak söyledi

gibi şiirler yazmaya başlayınca kardeşi Şah Handan, kendisine öğütlerde bulunmuş, şeriat duvarından taş koparmamasını söylemiş, Nesimi, bunun üzerine kardeşinin sözlerine cevap olarak;

Derya-yı muhit cuşa geldi
Kevn ile mekan huruşa geldi

beyitiyle başlayan Mesneviyi yazmıştır.

Nesimi, ölünün kabirde dirilmeyeceğini, bu hususa dair söylenen sözlerin mecazi anlamlara alınması icabettiğini söylemiş ve sözünü ispat için oldukça garip bir tecrübeye de hazır olduğunu bildirmiş, ölen bir adamın, kabre konduktan sonra üstüne buğday taneleri serpilmesini, ertesi gün mezarın açılıp bakılmasını, ölü, kalkmışsa buğdayların düşeceği cihetle haksız olduğunu kabul edeceğini anlatmış, fakat bu aşırı teklif, cezalandırılmasını çabuklaştırmaktan başka bir sonuç vermemiştir.

Nesimi'nin yüzülmesine fetva veren müftü, Nesimi yüzülürken sağ elinin şehadet parmağını sallayarak, "Bunun kanı da pistir. Bir uzva damlasa, o uzvun kesilmesi gerekir"demiş. Ve tam bu sırada Nesimi'nin bir katre kanı, müftünün şehadet parmağına sıçramış. Meydanda bulunan hal ehli bir can; "Müftü efendi,fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi lazım" deyince müftü, "Nesne gerekmez biraz suyla temizlenir" demiş. Bunu duyan Nesimi, kanlar içinde,

Zahidin bir parmağın kessen dönüp haktan kaçar
Gör bu miskin aşıkı serpa soyarlar ağlamaz.

beytini muhtevi gazelini inşat etmiştir.

Nesimi'nin derisini yüzerlerken çok kan akmış. Rengi sapsarı olmuş. Etrafındakiler "rengin neden sarardı, hani sen Hak'tın" deyince Nesimi "Ben, aşk fecrinden doğan aşıklık güneşiyim. Güneş batarken sararır" diye cevap vermiştir.

Nesimi'nin derisi yüzülünce bir de bakmışlar ki eğilip derisini almış ve bir post gibi sırtına vurup yürümüş. Kimse peşine düşmeye cesaret edememiş. Halep'in on iki kapısında bulunan kapıcılar ve halk görmüşler ki Nesimi, derisi sırtında kapıdan çıkmış ve sır olmuş. Kapıcılar ve halk, sonra bir araya geldiğinde herkes falan kapıdan çıktı diye iddiaya girişmiş ve anlaşılmış ki o, on iki kapıdan da çıkmış. Şimdiki tekke ve türbe, onun gömüldüğü yere değil, yüzüldüğü yere yapılmıştır.

Kimin olduğunu hatırlayamadığım şu beyti de yazmadan geçemeyeceğim:

Sırr-ı selhinden Nesimi'ye sual ettim dedi
Reh-neverd-i Ka'be-i ışkız budur ihramımız.


Nesimi'ye yüzülmesindeki sırrı sordum dedi ki
Aşk kabesinin yolcularıyız,ihramımız budur bizim.


Vezirof, Azerbaycan Edebiyatına Bir Nazar adlı eserinde Nesimi'yi Azeri edebiyatının kurucusu kabul ederken, çağdaş Azeri yazarı Bahtiyar Vahapzade, Feryat adlı manzum tiyatro eserinde Nesimi'den şöyle söz etmektedir:

"Nesimi'ni öldüren hagigetden, doğrudan
Min min defe güzeldir onu yaşadan yalan,
Destemiz dağılandan
Nesimi şiirleri
Olup dilim ezberi.
Oba oba gezmişem ölkeleri, elleri,
Onun kelamlarıyla
Ruhen işıglatmışam garanlık könülleri.
Hem sözle,hem gılınçla vurmuşam demadem,
Amalıma, aşgıma öz borcumu vermişem,
Artık bitmiş bilirem vazifemi dünyada,
Bundan sonra menim çün yaşamagdan ne fayda?"

Birazcıkta Nesimi'nin gazelinden seçtiğim beyitleri sizlere paylaşmak istiyorum.

I
1
Derya-yı muhit cuşa geldi
Kevn ile mekan huruşa geldi

2
Sırr-ı ezel oldu aşikara
Arif nice eylesün müdara

3
Her zerrede güneş oldu zahir
Toprağa sücud kıldı tahir

4
Nakkaş bilindi nakş içinde
La'l oldu iyan Bedahş içinde

5
Acı su şarab-ı Kevser oldu
Her zerre nebat ü şekker oldu


I

1
Engin,dipsiz ve uçsuz bucaksız deniz coşup köpürdü de varlıkla mekan alemi kaynayıp meydana çıktı.

2
Ezel sırrı belirip göründü, artık gerçeği bilen er, nasıl olur da işi geçiştirir, gerçeği gizler.

3
Her zerrede güneş, görünmeye başladı, temiz kişi, toprağa secde etti.

4
Nakış ve suret içinde o nakışı, o sureti bezeyen, o resmi yapan bilindi ve Bedahşan içinde la'l belirdi.

5
Acı su, şarap ve Kevser oldu, her zerre, şeker kamışı ve şeker kesildi.

6
Tıryak mizacı tuttu ağu
Lü'lu-yu müdevver oldu daru

7
Külli yer ü gök Hak oldu mutlak
Söyler def ü çeng ü ney enel-Hak

8
Mescud ile sacid oldu vahid
Mescud-ı hakıykıy oldu sacid

9
Her katre muhit-i a'zam oldu
Her zerre Mesih ü Meryem oldu

10
Taş ü kesik oldu verd ü nesrin
Ferhad ile Hüsrev oldu Şırın

11
Ma'şuk ile aşık oldu bir zat
Mahvoldu vücud-ı nefy ü ısbat

12
İman ile küfr bir şey oldu
Tatlu ile acı bir mey oldu



6
Zehir, panzehir mizacını elde etti, yuvarlak inci, derde derman kesildi.

7
Yer, gök, baştan başa ve şüphesiz bir halde Tanrı oldu. Def, çeng ve ney, Ben Tanrıyım deyip durmada.

8
Secde edilenle secde eden birleşti, secde eden, gerçekten secde edilen oldu.

9
Her katre, gayet engin ve büyük bir deniz kesildi, her zerre, İsa ve Meryem haline geldi.

10
Taş ve kerpiç, gül ve ağustos gülü oldu, Şirin de Ferhat ve Husrev haline geldi.

11
Sevgiliyle seven birleşti, bir öze sahib oldu, Tanrı varlığını ispat etmenin, yahut ona, yoktur demenin varlığı mahvolup gitti.

12
İmanla küfür bir şey oldu, tatlı ile acı, bir tek şarap haline geldi.
13
Eşya ikilikten oldu hali
Bakıy ahad oldu la yezali

14
Gör sen seni kim ne cism ü cansın
Maksud-ı vücud-ı kün fekansın

15
Çün mü'mine mü'min oldu mir'at
Mir'atına bak ü anda gör zat

16
Her kimse ki esridi bu meydan
Hayy-ı ebed oldu zatı hay'dan

17
Ademde tecelli kıldı Allah
Kıl ademe secde olma güm-rah

18
Adem düğeli Hak oldu bilgil
Mescud-ı hakıyka secde kılgıl

19
Enfas-ı Nesimi gör ne candır
Derya-yı muhit ü dürr-i kandır



13
Bütün varlıklar, ikilikten ayrıldı, kalan, ancak zevali olmayan tek Tanrı'dan ibaret.

14
Ne çeşit bir bedensin, nasıl bir cansın, kendine dikkat et, bak da gör. Sen, bütün varlıkların maksadısın, gayesisin.

15
İnanan, mademki inanana (Tanrı'ya) ayna olmuştur, aynaya bak da orada Tanrı zatını gör.

16
Bu şaraptan sarhoş olan kişi, daimi diri Tanrı'nın zatından ebedi diriliğe erişti.

17
Allah, insanda göründü, artık sen de yolunu kaybetme de insana secde et.

18
İnsan, iyice bil ki tamamıyla Tanrı oldu, gerçek olarak secde edilene sen de secde et artık.

19
Gör de bak, Nesimi'nin nefesleri ne candır; uçsuz bucaksız bir denizdir ve madenlerdeki incidir o sözler.


III

1
Gerçek hadis imiş bu ki hubun vefası yok
Kim sevdi hubu vü dedi hubun cefası yok

2
Işkın belası yok deyüben ışka düşme kim
Kim aşık oldu vü dedi ışkın belası yok

3
Anın ki hacc-ı ekberi ey can sen olmadın
Beyt-ül Haram'a varmamış anın safası yok

4
Şeytan tek ol ki suretine kılmadı sücud
Bir ince derde düştü ki hergiz devası yok
5
Fani cihana bakma geçer ömrü sevme kim
Ömrün zevali var ü cihanın bakaası yok

6
Yarab ne şem'imiş bu mehin yüzü kim anın
Yüzü katında şems-i duhanın ziyası yok



1
Güzelin vefası yok derlerdi, doğru sözmüş bu. Kim güzeli sevdi de cefası yok dedi ki?

2
Aşkın belası yok diye aşka düşme, kim aşık oldu da aşkın belası yok dedi.

3
Ey can, kimin haccı ekberi sen olmadıysan o, Ka'be'ye varmamıştır, safası yoktur onun.

4
Şeytan gibi, senin yüzüne secde etmeyen, öyle ince bir derde düşmüştür ki asla devası yoktur o derdin.

5
Yalan dünyaya bakma, geçip giden ömrü sevme. Çünkü ömrün zevali ve cihanın bakası yok.

6
Yarabbi, nasıl mummuş bu ayın yüzü ki onun yüzünün yanında kuşluk çağının güneşi bile ışıksız kalmada.



7
Gel gel berü ki savm ü salatın kazası var
Sensiz geçen zaman-ı hayatın kazası yok

8
Bimara can verir senin ey can lebin veli
Münkir sanur kim ol şefeteynin şifası yok
9
Yarin gelir hemişe cefası Nesimi'ye
Sen sanma kim Nesimi'ye yarin atası yok


7
Gel gel beri, çünkü orucun da kazası var, namazın da, fakat sensiz geçen yaşayış çağının kazası yok.

8
Ey can, senin dudakların hastaya can verir amma inkar eden, o dudakların şifası yok sanır.

9
Sevgilinin cefası, daima Nesimi'ye gelip durmada, sen, sevgiliye Nesimi'nin ihsanı yoktur sanma.



V

1
Nigarım dilberim yarim nedimim munisim canım
Refıkım hemdemim ömrüm revanım derde dermanım

2
Şehim mahım dilaramım hayatım dirliğim ruhum
Penahım maksadım meylim medarım fikretim canım

3
Kamer-çihre peri-ruyum zarifim şuhum ü şengim
Semen-buyum gül-endamım zihi serv-i gülistanım

4
Gülüm reyhanım eşcarım abirim anberim udum
Dürüm mirvaridim cihandarım emirim şah ü handanım


1
Güzelim, gönlümü alan dostum, sevgilim, kadehtaşım, alıştığım güzel, benim canım, yoldaşım, her an benimle beraber olan nefestaşım, ömrüm, ruhum, derde dermanım benim.
2
Padişahım, ayım, gönlümün huzuru, hayatım, yaşayışımın medarı, ruhum, sığınağım, maksadım, gönlümün aktığı dost, hayatıma sebep olan canan, benim düşüncem, benim canım.

3
Ay yüzlüm, peri yüzlüm, anlayışlım, açık, şen güzelim, yasemin kokulum, gül fidanı boylum, gül bahçesinde yetişip yeşermiş ne de güzel selvim.

4
Gülüm, fesleğenim, ağaçlarım, abirim, amberim, öd ağacım, incim, madenim, akıykım, la'lim ve mercanım.


XIII

1
Her neye kim baktın ise anda sen Allah'ı gör
Kancaru kim azm kılsın semme vechullahı gör

2
Kim bu ikilik perdesinden geç hicabı ref'kıl
Gel bu birlik vahdetinden bak bu sırrullahı gör

3
Hac-ı ekber kılmak istersen gel ey zahid berü
Aşıkın kalbi içinde sen bu beytullahı gör

4
Can gözüyle baktın ise kainatın aynına
Andan özge nesne var mı hasbeten lillah gör

5
İlm-i hikmetten bilürsen gel berü gel ey hakim
Sen Nesimi mantıkından dinle Fazlullah'ı gör


1
Neye bakarsan onda Allah'ı gör, nereye yönelirsen orada Tanrı cemalini seyret.

2
Bu ikilik perdesinden geç, örtüyü kaldır, gel de bu birlik sırrına gir, böylece Tanrı sırrına bak.

3
Ey ham sofu, haccı ekber etmek istersen beri gel de Aşıkın gönlündeki Tanrı evini seyret.

4
Varlık aleminin iç yüzüne can gözüyle baktınsa Allah için söyle, Tanrı'dan başka bir var, var mı?

5
Her şeyin gerçeğini bilme ve gereğini yapma bilgisini bilirsen, ey filozof, gel de Nesimi'nin sözünü dinle, Fazlullah'ı gör.


Seyyid Nesimi'yi daha detaylı araştırmak isteyenler Abdülbaki Gölpınarlı'nın Nesimi-Usuli
Ruhi,Reha Çamuroğlu'nun Sabah Rüzgarı ve Hüseyin Ayan'ın Nesimi eserini inceleyebilirler.

TRT'nin hazırladığı "Ulu Ozanlar" adlı belgesel serisinin Seyyid Nesimi ile ilgili bölümünü seyretmek için tıklayınız.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

O vakit Hallac-ı Mansur üzerine bir yazı da oldukça güzel olur :)

gazeteci şerif dedi ki...

Çok haklısınız.Editörümün fikrini ve onayını aldıktan sonra kapsamlı bir yazı yazmak çok uygun olur.Ama öncesinde bir kaç yazı daha planlamıştık ondan sonra büyük bir zevkle.

estorn dedi ki...

Planlanan yazıları tamamladıktan sonra, bu konu üzerine eğilebilirsiniz sayın yazarım:)

Adsız dedi ki...

Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş.